17 Mayıs 2011 Salı
Sus diyorum sana! Ben bilmiyorum ne zamandan beri içimmde olduğunu ve ne zamandan beri ruhuma konuştuğunu… Öyle geç ki artık sorular sormak için. Hatırlıyorum; beş yaşındaydım belkide 6. Tanrı bilir… Bahçede çimlerin arasında oynAyan yalnız bi çocuktum. Siyah bi böcek vardı, yürüyordu, çubukla dürttüm onu… Böccek dedim. parmaklarıma çıktı, kolumda dolaştı, antenlerini oynattı. Kuki dedim, adın kuki olsun senin. Kukkiiii… O günden sonra her gün oynadım kukiyle. Düşlerimi sordu söyledim, uzak kentlerin mutlu çocuklarını sordum ben de ona… Hani babamın evrensel dediği şeyi sordum, bilemedi… Masallardaki mutlu çocukları anlattı bana… Öteki dünyanın çocuklarını. Günahsız ve masum… Bir gün yağmur yağdı; kış geldi dedi annem. Bahçeyi dolaştım kuki gitmişti… Kuki o uzak mutlu çocukların ülkesine mi gitmişti, bilemedim. Soramadım. Bazı geceler çok yağmur yağıp çatımızdan sular aktı nehirler gibi ben baktım camdan, kuki ye… Öteki dünyanın mutlu çocuklarına, babaların mapusta olmadığı ve her gün çocuklarına çikolatlarla geldiği uzak evlere… Baktım.. Kuki hiç gelmedi, dönmedi bi daha…
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder