Boş bir gün. Bomboş, ne önemli biri ölmüş nede büyük bir olay patlamış. Ama ben bugün onu gördüm yaklaşık aradan bir yıl kadar sonra. Aksilik işte, çok kötü görünüyordum. Eşofmanlarla salona inecektim, kolumda boyum kadar bir çanta. Beni gördü, ben görmemezlikten geldim ilk önce ama kafamı çevirmeyi bırak gözlerinden başka bir yere bakamadım ve yanımdan geçti, o kadar yakından geçti ki kolumu uzatıp elinden tutabilecek kadar yakından. Sonra arkadaşlarıyla öpüştü, hoşça kal, güle güle, yarın görüşürüz denildi ve karşıya geçmeyi bekledi. Seni temin ederim hayatımda geçirdiğim en hızlı 30 saniyeydi. Lanet kırmızı ışığın günlerce yeşile dönmemesi için dua bile edebilirdim. Ufak ufak göz göze geldik, kaçırıyordu hep gözlerini. Oysaki biz küçükken konuşmazdık, sadece bakışır öyle anlaşırdık ve o bakıştığımız dakikalar her şeye bedeldi. Gene çok güzeldi, o an-a kadar gülüyordu sonra yalnız kaldı ben ve üç dört yabancı ile kaldırımda. İşte tam o anda, kaşlarını çattı. Neler düşündüğünü tahmin edebiliyordum. Zor değildi. Bana bir kere daha baksın diye içimden “ n’olur Allah’ım, bir kere daha baksın, ne olur… “ diye yüzlerce kez iç geçirdim. Yeşil yandı, o lanet siktiğimin renginden hep nefret etmişimdir zaten. O da yürümeye başladı, karşıya geçti. İnan gözlerim onunla karşılaştığım kısa andan itibaren hiç başka bir yere bakmadı. Bakamazdı zaten, o nasıl bir özlemdir? Peki, bu nasıl bir pişmanlıktır! Her şey için çok geç olduğunu kabullenmek, kendi kendine kahrolmanın en büyük evresi. En üst noktası.
Çok sevdiği bir sevgilisi var diye duydum. Zaten bir kere de gözlerimle şahit olmuştum. Yalan söylemeyeceğim, öldürmek istedim o çocuğu. Ellerimle boğmak istedim ve bunu cidden yapabilirdim. Şunu da biliyorum ki çok büyük bir salağım. Hem de çok çok çok. “Onu sonsuza kadar kaybettin, bir daha seni sevmeyecek “ diyor aynaya baktığımda karşımda ki ben ve binlerce kez yumruklamak istiyorum o görüntüyü. “Ama ne yaparsan yap sana geri dönmeyecek “ diyor gene o görüntü, vazgeçiyorum şiddetten. He bu arada, aslında evlerimiz birbirine çok yakın. Küçük bir mahallede yaşıyoruz, onu görmek istesem her hâlükârda görebilirim ama belki anlarsınız. Büyük acı. O yüzden böyle karşılaşmak çok daha hoşuma gidiyor, inanmadığım kaderin ufak oyunu gibi hissediyorum. Belki de boş bir tesadüf. Ne olursa olsun, çok güzel geliyor. Birkaç ay kendime gelemiyorum orası ayrı bir konu.
Hay ulan, çok güzel yaa. O kadar güzel ki, o çatık kaşları, saçları, dudakları. Anlatılabilicek bir şey değil. 4 seneye yakın sevgiliydik biz. Ve biz birbirimizi uzaktan sevdik. Daha çocuktuk, çok aşıktık. Beni her şeyime rağmen inadına sevmişti. Beni ben olmama rağmen sevmişti. Büyük bir özen gösterdi “bizim” için. Kendimi anlatmak bile istemiyorum. Şu olay beni ona kat kat daha fazla bağlamıştı. Ben ilkokulda veya buralarda yada her yerde göze batan bir çocuktum. Büyük bir hastalık geçirdim ve kortizon kullandım. Beni sivilceli, yüzü balon gibi şiş bir ufaklığa döndürdü o ilaç ve biz o ara küstük. AYRI DEĞİLDİK. Kopacaktık nerdeyse birbirimizden ve o tekrar sevgili olmak istediğini söylemişti. Ben aynalardan olabildiğince uzak durmaya çalışıyordum ve çocuk aklı olarak – beni böyle sevebilecek misin ? “ demiştim. O da ben seni herşeyinle seviyorum Çağlar deyip beni bir kez daha kendine aşık etmişti. Çok güzel zamanlardı, onunla geçen o zamanlar ve ben onu belki bir belki de iki kere öpebilmişimdir o mis kokan yanaklarından ve inan oydu gerçek aşk. Çocuk olabilirdik ama oydu gerçek aşk. Oydu gerçek aşk. Şimdi sadece beş altı saniye de olsa gözlerine bakabilmek için neler vermezdim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder