4 Nisan 2011 Pazartesi

Di-li Geçmiş Zamanı…

Di-li Geçmiş Zamanı…
Eğer ki bir kitap yazsaydım adını “ Sen “ koyabilirdim. Ya da en sevdiğim kitabımın ismini “sen” ile değiştirebilirdim. Belki de tanısa seni diğer yazarlar kitaplarına “ Sen “ diyebilirlerdi. Hani şu başucundan hiç eksik olmayan kitaplar var ya onun gibi bir şey olurdun benim için. Her gece muhakkak bir sayfa okur sonra yatardım. Görüyorsun senin yüzünden hayatım di-li geçmişe bulandı. Seni yaşamak olması gerekenden biraz daha zordu. Seni sevmek zordu mesela, her şeyi açıkça yazılmış bir kitaptın oysaki, her şey olağanca ortadaydı. Ya ben okumak için çok geç kaldım ya da okunacak kadar zor bir dille yazılmıştın. Benim için. İlginçtir ki bağlandığım çoğu kitabı tamamı ile bitirmem. Vakti gelince tekrar başa dönüp yeniden okurum, sonunu getirmek acıtır canımı. Sende böyleydin ya…  Sonunu getiremedim sende, başa da dönemedim seninle. E anlayacağın iki arada bir derede. Ne Celaleddin Rumi yazmıştır anlatabilecek o büyük aşkı, ne Hayyam dökmüştür şarabına o kini ne de ben anlatabilmişimdir o hissi. Ne kitaplar dökülmüştür o üç kelimeye, ne destanlar yazılmıştır belki doğru belki abartı ile. “ Bilirsin beni, olmadı işe yapamadık. Ben zoru oynadım, sonunda o pes etti. “ … Gibi cümleleri çok kıskanmışımdır senin yüzünden. Kısa mı sürdü ? Hayır, yeterince vadeliydi ama içimizde yaklaşık 3 4 şehir uzaklık vardı.
Bu dünyaya kendi isteğimle gelmedim ben; Şaşkınlıktan başka şeyim artmadı yaşarken. Kendi isteğimle de gidiyor değilim şimdi, Niye geldik kaldık, niye gidiyoruz bilmeden.
                En güzeli bu işte. Öyle bağdaştırdım ki bu dörtlükle kendimi istediğim her yere çekebiliyorum. Durduk yere girdin hayatıma, sağlık olsun. Durduk yere çıktın hayatımdan, sağlık olsun. E şimdi acı çektiriyorsun, gene de sağlık olsun. Olan olmuş, unutalım diyorsun. Peki bu oldu mu? Beni ben yapanı hiç merak ettin mi? Peki bu soruyu kendine sorup da cevabı verebildin mi ? Kirliyim ben, bedenim, duygularım, nice gözyaşlarım, hatıralarım. Dört duvarım, yatağım, yastığım. Düşüncelerim, yapacaklarım. Kirliyiz biz, İstanbul’un büyük cenabet oğlanları. Hatalıyız biz… Ya sen güzel, saf, temiz kız. Ya sen? Değil misin? Tertemiz misin? Kusursuz, dokunulmamış gonca gül çiçek misin? Öldürme beni, ben seni her yazdıkça ölüyorum zaten, şimdi de öldüğüm gibi. 

Eğer ki bir kitap yazsaydım adını “ Sen “ koyabilirdim. Ya da en sevdiğim kitabımın ismini “sen” ile değiştirebilirdim. Belki de tanısa seni diğer yazarlar kitaplarına “ Sen “ diyebilirlerdi. Hani şu başucundan hiç eksik olmayan kitaplar var ya onun gibi bir şey olurdun benim için. Her gece muhakkak bir sayfa okur sonra yatardım. Görüyorsun senin yüzünden hayatım di-li geçmişe bulandı. Seni yaşamak olması gerekenden biraz daha zordu. Seni sevmek zordu mesela, her şeyi açıkça yazılmış bir kitaptın oysaki, her şey olağanca ortadaydı. Ya ben okumak için çok geç kaldım ya da okunacak kadar zor bir dille yazılmıştın. Benim için. İlginçtir ki bağlandığım çoğu kitabı tamamı ile bitirmem. Vakti gelince tekrar başa dönüp yeniden okurum, sonunu getirmek acıtır canımı. Sende böyleydin ya…  Sonunu getiremedim sende, başa da dönemedim seninle. E anlayacağın iki arada bir derede. Ne Celaleddin Rumi yazmıştır anlatabilecek o büyük aşkı, ne Hayyam dökmüştür şarabına o kini ne de ben anlatabilmişimdir o hissi. Ne kitaplar dökülmüştür o üç kelimeye, ne destanlar yazılmıştır belki doğru belki abartı ile. “ Bilirsin beni, olmadı işe yapamadık. Ben zoru oynadım, sonunda o pes etti. “ … Gibi cümleleri çok kıskanmışımdır senin yüzünden. Kısa mı sürdü ? Hayır, yeterince vadeliydi ama içimizde yaklaşık 3 4 şehir uzaklık vardı.
Bu dünyaya kendi isteğimle gelmedim ben;
Şaşkınlıktan başka şeyim artmadı yaşarken.
Kendi isteğimle de gidiyor değilim şimdi,
Niye geldik kaldık, niye gidiyoruz bilmeden.
                En güzeli bu işte. Öyle bağdaştırdım ki bu dörtlükle kendimi istediğim her yere çekebiliyorum. Durduk yere girdin hayatıma, sağlık olsun. Durduk yere çıktın hayatımdan, sağlık olsun. E şimdi acı çektiriyorsun, gene de sağlık olsun. Olan olmuş, unutalım diyorsun. Peki bu oldu mu? Beni ben yapanı hiç merak ettin mi? Peki bu soruyu kendine sorup da cevabı verebildin mi ? Kirliyim ben, bedenim, duygularım, nice gözyaşlarım, hatıralarım. Dört duvarım, yatağım, yastığım. Düşüncelerim, yapacaklarım. Kirliyiz biz, İstanbul’un büyük cenabet oğlanları. Hatalıyız biz… Ya sen güzel, saf, temiz kız. Ya sen? Değil misin? Tertemiz misin? Kusursuz, dokunulmamış gonca gül çiçek misin? Öldürme beni, ben seni her yazdıkça ölüyorum zaten, şimdi de öldüğüm gibi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder