…
O’na aşık değildim. İstiyordum, doğru. Belki bir kaç saat sevişmek, rutin şeylerden kaçmaktı amacım. Aşık olmak için en baştan başlamam gerekirdi, yazmayı öğrenmek gibi. Aşkı bilmek gerekirdi, çözmek, benimsemek gerekirdi. Aşktan nefret eden bir adamın aşk hakkında bu kadar şey yazmaya çalışması sanırım pek alışagelmiş bi’ durum olmasa gerek. Pek bi’ bilgim yok, tutarlı şeyler değil yazdıklarım ama bana aşk dersen sana “yasak elma” derim. Birbirini tanımayan iki vücudun sorgusuz sualsiz sevişmesi derim. O yüzden aşktan kastım en fazla bu olabilir. Hergece bilinmeyen vücutlarda nefes almak ilk en büyük dalgayı yakalayan denizcilerle aynı heyecana eş değerdir. Ertesi gece farklı olmasa da kendini Neil Armstrong gibi hissetmen kaçınılmaz oluyor. Peş para etmeyen insan hayatında birilerine fazla değer vererek üzülmek saçmalıktan başka bişey değil. Lakin bunu anlamaya çalışmak yerine aynı hatayı tekrar tekrar yaparak kendinizi mahvetmek daha kolayınza geliyor. İnsan oğlu mazoşist, diyebilceğim tek şey bu. Eğlenme anlayışımız kayboldu, konuşmalarımız değişti, istekler arzular …
Kadınları sevmek şahane bişey, onlar tarafından sevilmek … Anlatılabilicek bi’ duygu değil. Sanırım iddialı bir cümle olucak, bir çok kadın girdi hayatıma neredeyse hepsiyle seviştim. Hepsi benim gibiydi, kimisi adımı bile öğrenmedi ve hepsi hayatımda yer etti. Ve şöyle ki ;
Seviyorsan geceyi sabahı bekleme,
Seviyorsan denizi karaya göz dikme,
Seviyorsan içmeyi o zaman düşünme,
Söylenecek tek şey aşktan mutluluk bekleme.
Aşkı Celaleddin Rumi yaşadı, aşkı Hayyam şarabıyla paylaştı, Mecnun Leyla’yı kaçırdı ama hiç biri aşktan medet ummadı. Bunlar kulaktan düşme, belki de efsane ama benim kulağıma çalınan şeyler. Ki tam anlamıyla aşk bence efsane. Kitaplarda yaşanmış güzel bir oyun, gerçek olmayacak kadar. Ne yazık ki hiç bir efsane gerçeklik payı taşımıyor, aşk gibi. Bırakalım 30 yıl sonrasında çocuklara anlatılan hikaye olarak kalsın.
O’na aşık değildim. İstiyordum, doğru. Belki bir kaç saat sevişmek, rutin şeylerden kaçmaktı amacım. Aşık olmak için en baştan başlamam gerekirdi, yazmayı öğrenmek gibi. Aşkı bilmek gerekirdi, çözmek, benimsemek gerekirdi. Aşktan nefret eden bir adamın aşk hakkında bu kadar şey yazmaya çalışması sanırım pek alışagelmiş bi’ durum olmasa gerek. Pek bi’ bilgim yok, tutarlı şeyler değil yazdıklarım ama bana aşk dersen sana “yasak elma” derim. Birbirini tanımayan iki vücudun sorgusuz sualsiz sevişmesi derim. O yüzden aşktan kastım en fazla bu olabilir. Hergece bilinmeyen vücutlarda nefes almak ilk en büyük dalgayı yakalayan denizcilerle aynı heyecana eş değerdir. Ertesi gece farklı olmasa da kendini Neil Armstrong gibi hissetmen kaçınılmaz oluyor. Peş para etmeyen insan hayatında birilerine fazla değer vererek üzülmek saçmalıktan başka bişey değil. Lakin bunu anlamaya çalışmak yerine aynı hatayı tekrar tekrar yaparak kendinizi mahvetmek daha kolayınza geliyor. İnsan oğlu mazoşist, diyebilceğim tek şey bu. Eğlenme anlayışımız kayboldu, konuşmalarımız değişti, istekler arzular …
Kadınları sevmek şahane bişey, onlar tarafından sevilmek … Anlatılabilicek bi’ duygu değil. Sanırım iddialı bir cümle olucak, bir çok kadın girdi hayatıma neredeyse hepsiyle seviştim. Hepsi benim gibiydi, kimisi adımı bile öğrenmedi ve hepsi hayatımda yer etti. Ve şöyle ki ;
Seviyorsan geceyi sabahı bekleme,
Seviyorsan denizi karaya göz dikme,
Seviyorsan içmeyi o zaman düşünme,
Söylenecek tek şey aşktan mutluluk bekleme.
Aşkı Celaleddin Rumi yaşadı, aşkı Hayyam şarabıyla paylaştı, Mecnun Leyla’yı kaçırdı ama hiç biri aşktan medet ummadı. Bunlar kulaktan düşme, belki de efsane ama benim kulağıma çalınan şeyler. Ki tam anlamıyla aşk bence efsane. Kitaplarda yaşanmış güzel bir oyun, gerçek olmayacak kadar. Ne yazık ki hiç bir efsane gerçeklik payı taşımıyor, aşk gibi. Bırakalım 30 yıl sonrasında çocuklara anlatılan hikaye olarak kalsın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder