Onbir yıl. Onikinci yılın arifesindeyiz. Dün gece yaad ettim, hatırlıyabildiklerimle. İçin rahat olsun. Sonra uyumuşum, uyandım ardından. Ayılmak için yüzümü yıkamaya gittiğimde ağladım. İnanır mısın !? - Hiçbir tepki vermedi yüzüm, dolan bardak gibi taşmaya başladı gözpınarları.. Öyle kin doluyum sana artık sen hesap et. Aslında çoğu sabah böyle ya, neyse. Aklında bulunsun ben mutlu değilim, o günden sonra da olamadım. Bombok, sahip olamadığım ve göremeyeceğim hayallerle büyüdüm. 18 yaş ve 12. yılın arifesinde. Bi’ resmin vardı cüzdanımda, bi’ de eskimiş bi’ not defterin. Cüzdanım çalındı resmin gitti, şu not defterini de yıllarca yakmayı planladım ama olmadı.
Çoğu zaman “affet” diyorlar, sana sorucam. Sen olsaydın affeder miydin ? - Hiç sanmıyorum be yaşlı adam. Ve bil diye söylüyorum doğum gününü bile hatırlamıyorum. Neye benzediğini unuttum, ki aynaya bakman yeterli olur diyordu valide. O yüzden o lanet aynaya bile bakmıyorum! Kimi zaman rakımı koyup masama kadehi kaldırıyorum senin için, selam gönderiyorum. Senin için de bi’ duble içiyorum. Güzel oluyor, ağlıyorum ama inan ağladığımda rahatlıyorum.
İşte böyle, giden geleni özletiyor. Da amına koyim gelen sen olmadın be! Neye benzediğimi hatırlıyor musun ? - Heh, aynaya bakabilicek o götün sende olmadığınıda biliyorum. Ben unuttum, sende unut. 12. yılın arifesinde.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder