4 Nisan 2011 Pazartesi

Benim adım “ Ayyaş “

Ben bir alkoliğim, sokaklarda yaşıyorum. Çocuklar ve süslü hanımların korkulu rüyası. Pisim, şarapçıyım veya sen nasıl tarif edersen ? Zamanı hiç sevemedim, neden diyecek olursan o gittikçe ben kaybettim. Bence yavaş yavaştı, o’na göre ise hızlıca. Paramı, evimi, işimi, eşimi. Kazanmayı en iyi bilenlerdenim, kaybetmeyide. Bakma şimdi böyle olduğuma, saçım sakalım birbirine karışmış, zamanında yakışıklıydım. Gözlerim masmavi bakardı, saçlarımda güneş açardı. Dert tasa yoktu tabi, yüzümde kırışmamıştı. Bu içtiğim şarabı evime bile almazdım, cüzdanım sağlamdı. Ağırdı vesselam. Velhasıl şimdi böyleyiz.
           
            - Hatırlıyamıyorum ; birşeyler oldu. Karım beni terk etti, çocuklarım baba dememeye başladı. İş arkadaşlarım ayyaş der oldu. Haklılardı, ne bir koca olabilirdim ne baba o durumda nede arkadaş. İsmimin unutulmasını doğal karşıladım o yüzden. Sonra bu duruma düştüm işte, çöp karıştıran, dilenen elinde sadece kuru bir gurur kalmış bunak. O benim. Sonra duydum ki karım evlenmiş, haberim olmadan beni boşamış. En yakın arkadaşımla evlenmiş. Adı … adını unuttum. Önemi yoktu zaten, sürekli konuşurdu. Çocuklarımı göremedim o günden sonra, ne yapıyorlar ne ediyorlar bilmiyorum. Bunlarda benim çocuklarım, bana eşlik eden kediler. Arada birlikte uyuruz, yemek paylaşırız.
            - Hava soğumaya başladı genç sen artık evine git. “ Gerek yok muhabbet iyi böyle devam et sen. … Sonra, sonrası yok be evlat, bak gördüğün gibiyim. Senin adın neydi evlat ? – Çağlar. – Senin adın ne usta ? – Ayyaş. Gerçek adımı hatırlamıyorum bile. Bi’ beş liran var mı evlat ? …

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder