…
Soğuktan kuruyup çatlayan dudaklarını ıslattı diliyle. Sol arka cebindeki sigara paketini çıkartıp yarı ıslak yarı kuru dudaklarının arasına sıkıştırdı zehri. Çakmağı olmadığından “ateş” diye söylendi yanında ki yabancıya.Adam tereddütsüz cebinde ki çakmağı çıkartıp ateşledi - kadını.Göz bebeklerinde gördü! Koskocoman ahşap bir evin hoyratça yanışını. Öyle sanmıştı, oysa ki boş bir gülümsemeydi kadının yüz ifadesi. Hani yabancıya verilen gülümsemelerden. Yolculuk boyunca hiç konuşmadı kadın. Makyajı akmıştı, gözleri kan dolu bir şarap bardağını anımsatıyordu. Geceden ağlamaklı kalmasına nazaran. Vapurda yaptığı yolcukluktan teni kızarmaya başlamıştı. Başka bir yabancıyla geçen gecenin başkalaşmış teni. Aralıksız izliyor kadını; bişeyler söylemesi gerekiyordu. Çünkü konuşmak istenelicek kadar hoş, önünde ki geceyi onunla bitirmek isteyecek kadar boş biri diye düşündü. Ve söyledi ; Ben Musa. Kadın : Adını hatırlıyacak kadar çok zaman geçirmicez, bende yabancı! – Afallamamak elde değildi, yolculuk boyunca kurduğu bütün kurgular birden saçma gelmişti. Olması, olası olmayan bir kaç kurguydu sadece. Yabancı hakkında kurulan kurgulardan. Bozulan adam çevirdi kafasını, umrunda değilmiş gibi davrandı ama nafile. Kadını köpek gibi takip eder oldu, yolculuk sırasında ve sonrasında.
Bir yabancının bir yabancıya, o’nu tanımadan hakkında hiç birşey bilmeden aşık olması gereğinden fazla saçma geliyordu adama. Aşk boş bir bilmece, akrep Nalân’ın kiloları kadar büyük bir yük olduğu gerçeğine fazla kaptırmıştı kendini. Kendince nedenleri vardı muhakkak, muhakkak böyle düşünmesine neden olan bir geçmişi olmuştu. Velhasıl, isteğini elde etti. Önünde ki geceyi o yabancıyla geçirdi. Hiç konuşmadan, sadece sevişerek… İkiside bazı şeylerden intikam alırcasına becerdiler birbirlerini. Sabah oldu ve olması gerektiği gibi adam pılını pırtını toplayarak uzadı gitti. Bildiği tek bir gerçek varsa aklını yanında götüremediğiydi. Sonra kalbinin atmadığını düşünmeye başladı ve sonunda bir yabancıya aşık olduğunu kendine itiraf etti. Uzun bir süre düşündü, bunda bir yanlış yoktu. Olabilirdi tabi, olmaması için çok neden vardı ama olmuştu. O bir yabancıydı. Adam için yaratılmamıştı, oysa ki bütün erkekler o kadın için yaratılmıştı. Evet, bu bir adamın kaldırım sanatçısına aşık olmasının hikayesi. Ne kadar alışa gelmiş bir öykü olmasada bi’ gerçek. Kendini toparlamak istedi, hergün yaptığı şeyleri aksatmadan düzenli olarak devam ettirdi. Amacı belliydi, unutabilmek. Rüyalar, geceden kalma anılar, o şehvetli dakikalarda hakim olmadığın dilin, söylediklerin… Bunların hepsi, bütün o geceye dair yaşanmışlık o amaca ters orantıdaydı. İmkanı yoktu unutabilmesinin. Ve herşeyi oluruna bıraktı o gece, terasında içerek.
Aradan çok uzun zaman geçer, o yaşanmışlığın külleri yok olur ama kaderin güzel cilvesi yapar işini. Yolda el ele tutuşmuş bi’ çift, karşıdan o’na doğru yürür. Aklından çok zor çıkarttığı o gözler tekrar karşısına devrilir. Bu sefer adamın gözlerinde yanan koskoca bir bina, hoyratça! Gözleri bu sefer deniz gibiydi, güzel geçen gecelere nazaran. Makyajı akmamış, elinde sigara değil büyük ihtimalle adamın hediye ettiği çiçek demedi ile. Teninde ise tanınmışlık vardı, bildiği ellerle korunan.Bu sefer tam tersiydi ; konuşmaktan çekinilicek kadar hoş ve bir ömür geçirilicek kadar kusursuz gözüküyordu. Gülüyor ve adamın yanından geçerek tekrar yabancılaşıyor. Yaşanmamışlığa inat, o günden beri hergece içip lanet gururuna tonlarca küfür ediyor. Ve terasında yaşlanarak ölüyor. Bu bir adamın kaldırım sanatçısına aşık olmasının hikayesi. Ne kadar alışagelmiş olmasada…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder