6 Haziran 2012 Çarşamba

Otur sevgilim, daha önce duyulmamış hikâyeler anlatacağım sana.


- Otur sevgilim, daha önce duyulmamış hikâyeler anlatacağım sana.
                Deniz korsanlarını duymuşsundur muhakkak. Hani pis, acımasız, cani, merhametsiz, tek inandıkları din “Okyanus” olan insanlar. Bu yüzden ölümle iç içe ve başkaları olmadan gayet güzel yaşayabilen insanlar. İnandığı şeyle her gün acımasızca savaşan, ölüme zevkle kucak açan adamlar. Onların mezarı denizin dibinde ki altın kum diyorlar, ne kadar çarpıcı değil mi? Pis, acımasız, cani, merhametsiz, olmalarına rağmen ne kadar güzel bir ölümle ödüllendirilmişler… Belki gerçekten hak etikleri içindir. İnsan öldürmek kolay mıdır bilemem ama Denizin üzerine yakışmayan insanları zevkle öldürebilen, “Bilhassa insanlardan korkan, o kadar cani olmalarına rağmen”. Acı çekmesini bizlerden iyi bilen, 10 yıl boyunca karaya ayak basmadan sevdiğini kalbinde taşıyan… Bilmiyor muydun - Hepsinin kalbinde birer denizkızı yattığını. Ben de şaşırmıştım ilk duyduğumda. Onlarında kalbi varmış…  10 yıl boyunca sevdiğine kavuşamayıp saatlerle sınırlı bir aşka yelken açan insanlar. Hayatları tanıdık gelmeye başladı sanırım değil mi?..
                Bir gün sana “denizim ol” diyebileceğimi hiç düşünmemiştim, sevgilim diyebileceğimi de oysaki… Ayda bir gece seni görüp sana doyamadan geri gitmek bana korsanların hissettiği (duyguları) tam anlamıyla yaşatıyor. Bu sayede onların aşkı bir ömürlük olurmuş, kavuşamadıkları için belki aynı toprağa “denizin altın kumuna” gömülüp mutlu olabileceklerini düşünürlermiş. Biz de öleceğiz bir gün değil mi? Ne yazık, oysa seninle dünyanın bütün denizlerini keşfetmeye vardım. Her şarabın tadına bakmaya, acıları dudaklarından öpüp terk etmeye vardım. Seninle her şeye var olabilecek güce sahiptim. Yo yo, merak etme kimsenin bir yere gittiği yok. Ama ben seni gördükten sonra tekrar yelken açacağım yalnızlığa, geminin kıçından bakıp sana el sallarken rüzgârın kimseye belli etmeden gözümden söküp aldığı gözyaşlarını dökeceğim. Belki deniz taşlarından yaptığın kolyeyi sıkıca tutarken elimi kanatacağım. Bilirim, seversin kanı. Hayat bir yerde…
                Ayrıca bilirim ki sen ” Denize baktığında sadece bir su birikintisi görüyor olabilirsin ama ben içime attığım gözyaşlarımı görüyorum sevgilim. Belki de bu yüzden deniz tutkum bu kadar büyük. Gene de deniz tutar içimi senin gibi. Sen mahrum etme beni nefesinden. Rüzgârı olmayan denizin tadı çıkar mı hiç? ” Geceleri çay kokan yalnızlığımı senin kokun bastırsın diye dua ederdim bilinmeyene, sonra bir baktım yerini alkol şişeleri alıvermiş. İçten içe bu da yaktı canımı, sorma… Dokunuşlarını özlemek, vücudunun her köşesine ince ince iğneler saplamak gibi. Sanki dokunsan her şey geçecek. Bir uyusak her şey çok daha güzel olacak. Yani bir daha… Lafı çok uzatmadan, gerçekten” Denizim olur musun sevgilim? ” Bugünüm, yarınım, sonra ki günüm olur musun?
Sevgilin…
zaman: yokluğunda.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder