asimetrik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
asimetrik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2012 Perşembe


...

- Otur sevgilim, daha önce duyulmamış hikayeler anlatacağım sana.

                Deniz korsanlarını duymuşsundur muhakkak. Hani pis, acımasız, cani, merhametsiz, tek inandıkları din "Okyanus" olan insanlar. Bu yüzden ölümle iç içe ve başkaları olmadan gayet güzel yaşayabilen insanlar. İnandığı şeyle hergün acımasızca savaşan, ölüme zevkle kucak açan adamlar. Onların mezarı denizin dibinde ki altın kum diyorlar, ne kadar çarpıcı değil mi? Pis, acımasız, cani, merhametsiz, olmalarına rağmen ne kadar güzel bir ölümle ödüllendirilmişler... Belki gerçekten hakettikerleri içindir. İnsan öldürmek kolay mıdır bilemem ama Denizin üzerine yakışmayan insanları zevkle öldürebilen, "Bilhassa insanlardan korkan, o kadar cani olmalarına rağmen". Acı çekmesini bizlerden iyi bilen, 10 yıl boyunca karaya ayak basmadan sevdiğini kalbinde taşıyan ... Bilmiyor muydun - Hepsinin kalbinde birer deniz kızı yattığını. Ben de şaşırmıştım ilk duyduğumda. Onlarında kalbi varmış...  10 yıl boyunca sevdiğine kavuşamayıp saatlerle sınırlı bir aşka yelken açan insanlar. Hayatları tanıdık gelmeye başladı sanırım değil mi?..

                Bir gün sana "denizim ol" diyebileceğimi hiç düşünmemiştim, sevgilim diyebileceğimi de oysaki... Ayda bir gece seni görüp sana doyamadan geri gitmek bana korsanların hissettiği (duyguları) tam anlamıyla yaşatıyor. Bu sayede onların aşkı bir ömürlük olurmuş, kavuşamadıkları için belki aynı toprağa "denizin altın kumuna" gömülüp mutlu olabileceklerini düşünürlermiş. Biz de öleceğiz bir gün değil mi ? Ne yazık, oysa seninle dünyanın bütün denizlerini keşfetmeye vardım. Her şarabın tadına bakmaya, acıları duduaklarından öpüp terketmeye vardım. Seninle herşeye var olabilecek güce sahiptim. Yo yo, merak etme kimsenin bir yere gittiği yok. Ama ben seni gördükten sonra tekrar yelken açıcam yalnızlığa, geminin kıçından bakıp sana el sallerken rüzgarın kimseye belli etmeden gözümden söküp aldığı göz yaşlarını dökeceğim. Belki deniz taşlarından yaptığın kolyeyi sıkıca tuturken elimi kanatıcam. Bilirim, seversin kanı. Hayat bi' yerde...

                Ayrıca bilirim ki sen " Denize baktığında sadece bir su birikintisi görüyor olabilirsin ama ben içime attığım gözyaşlarımı görüyorum sevgilim. Belki de bu yüzden deniz tutkum bu kadar büyük. Gene de deniz tutar içimi senin gibi. Sen mahrum etme beni nefesinden. Rüzgarı olmayan denizin tadı çıkar mı hiç ? " Geceleri çay kokan yalnızlığımı senin kokun bastırsın diye dua ederdim bilinmeyene, sonra bir baktım yerini alkol şişeleri alıvermiş. İçten içe bu da yaktı canımı. Dokunuşlarını özlemek, vücudunun her köşesine ince ince iğneler saplamak gibi. Sanki dokunsan herşey geçecek. Bir uyusak her şey çok daha güzel olacak. Yani bir daha... Lafı çok uzatmadan, gerçekten " Denizim olur musun sevgilim ? " Bugünüm, yarınım, sonra ki günüm olur musun?

Sevgilin...

zaman: yokluğunda.

6 Haziran 2012 Çarşamba



kendimi7m:
Bu böyle olmaz, bunca şey yaşanırken birinin oturup sadece yaşaması olmaz. Bunlar “sonsuzlaşmalı”, kayıt altında bilinçten öte kağıtta olmalı. Hani dün beni öptüğün gibi, kalem gibi dokunmalı. Beyaza, senin dokunduğun gibi; bozuk siyah kalbime.
Ben zamanımı kimseler için önemi olmayan şeylerle geçirirdim, geçiyordum. Bir sürü şeyler yazıp sonra onları okurken ağlayıp yudum yudum ölüyordum. “Neden” bu dört duvar yalnız diye kendime kızıp. Kabaca “sevdiğim” sensiz geçen her saniye kayıp. Sende önce benim de olduğum gibi.
Biz inanıyorum ki müziğin meyveleriyiz, edebiyatın, kalemle kağıdın, kendimize kulp taktığımız adına kimilerinin aşk dediği ağacın. Eros’un okunun, belki de Afrodit’in kokusu. Yani senin kokun bu dünyadan olamaz sevdiğim. Hani burnumu boynuna dayamıştım ya… Film tadında gidelim sondan başlayıp gene sonda bitirelim.

Hollywood tarzı sevgilim, bi’ dur.
Bugün gidecek, sonu baştan belli ayrılığın şart olduğu bir plana sadık kalıcaz. O gidecek, ben kalıcam. Arkadan bakıp trenin kıçına, iç geçirip belki gözlerim dolacak. Çok veda yaşadım ama en acısı sanırım bu olucak. Tren hareket ettikten sonra bir mesajla belki güldürücem yüzünü, buruk tatlı bi’ hüzün misali. İlk geldiği gün mesela, bekleme salonu üzerime üzerime geliyordu. Montum kalbimi sıkıştırıyordu. Karda soyunup ” Hadi gel artık ” diye bağırmak istiyordum. Ehe, sonra geldi de aslında.

http://kendimi7m.tumblr.com/post/16075295606/dun-hayat-m-n-belki-de-en-heyecanl-bekleyisini

Ertesi gün dostlarım, işte ertesi gün. Benim günüm, onunla geçen bir ömür gibi gelen benim günüm. Sevgilim diye tanıştırmaktan mutlu olduğum büyüklerim, abilerim. Kadiköy’ün adamları, esnaf, iş birlikçi, belki mafya belki de pezevenk. Hiç umrumda değil, sanki herkes bilsin gibiydi. Yemek yemesini izledim, yazmasını izledim, çizmesini, nefes alışını, bana bakışını. Daldığı anları. Onu ezberleyip sonra da o gittiğinde tıpkı deve misali mideme su gibi doldurmak istedim “onu”… Bu öyle bişey ki, tarifi zor herkese nail değil. Bunu ona da söylemiştim ben inançlı birisiyim ve o bunu her ne kadar kabul etmesede gerçekten iyi bir insan değilim- dim. Bilmiyorum bir takım şeyler. Böyle bir insanı kazanabilmek için ne yapmış olmam gerekiyor inanın hiç bilmiyorum. Karşıma çıktı. Hayal kurdum ellerine dokunmayı, elleri burda oldu, olduğu her gün benimdi. O belki de kimsenin bende görmediği şeyleri gördü, ben evet kimsede bulamadığım şeyleri buldum - onda. Akşam içtik dostlarım, sevgilimle ilk kez kadeh kaldırdık.

http://asimetrik.tumblr.com/post/16092076811

Gece oldu evlerimize dağıldık. 


Sonra ; işte burası en can alıcı nokta.
BEN SEVGİLİM VE TAKSİM (BEYOĞLU) - ve canımız Seda.
Bahariye’de (Kadıköy) hayatım da ilk defa sevgilimle yürüdüm. Gerçekten tanıdığım bir insanla.
Üsküdar’da …
Ve Taksim’de, ilk defa.
Cambaz” Güzel mekan, sağolsunlar. Biz gene içtik, yanımdaydı, her daim. Her daim eli elimdeydi, sıkılmadan. Daha sıkıca, daha güzelli. Daha o, en fazla o. Dostlarım ben kutsanmışım, papaz tanıdığım yok ama her kimse sağolsun. Kutsal ruh adına! Ve bir güzel gece daha…
Sonra bir gece daha ama bu son geceydi.
Sevgilim provamıza katıldı, beni ilk kez çalarken biri izledi. Gene ilkim oldu, bol bol güldü, gözlerim ondaydı. En berbat halimle, tanısan o an sevmezdin beni. Onun gözlerinin içi gülüyordu…
Neydi “Yeşil Ev” ;

http://asimetrik.tumblr.com/post/16255801433 O da böyleydi.

Ve evet, defterimiz. Defterimiz farklı insanlarla da dolu, sadece bizimle değil. Bizim gibi olan herkesle. Evet ayrım yaptım, aşka ırkçılığım hatsafhada. Tuvalet önünde kaçamak konuşmamız, belki yalnız kalmak isteyişimizden. Onu tam görebilmekten. Öyle güzel ki dostlarım, öyle özel ki. Bugün gidecek, Haydarpaşa Garından 5 de benden ayrılıcak. Herşey gibi şimdilik bu da son bulacak ama şimdilik! Ben seni gene sevicem, bu sefer yanına ben gelicem. Herşeyin bizimle olması dileğiyle sevgilim.

Ve dediğim gibi…

Seni severim sevgilim;
Sevgilin.

Otur sevgilim, daha önce duyulmamış hikâyeler anlatacağım sana.


- Otur sevgilim, daha önce duyulmamış hikâyeler anlatacağım sana.
                Deniz korsanlarını duymuşsundur muhakkak. Hani pis, acımasız, cani, merhametsiz, tek inandıkları din “Okyanus” olan insanlar. Bu yüzden ölümle iç içe ve başkaları olmadan gayet güzel yaşayabilen insanlar. İnandığı şeyle her gün acımasızca savaşan, ölüme zevkle kucak açan adamlar. Onların mezarı denizin dibinde ki altın kum diyorlar, ne kadar çarpıcı değil mi? Pis, acımasız, cani, merhametsiz, olmalarına rağmen ne kadar güzel bir ölümle ödüllendirilmişler… Belki gerçekten hak etikleri içindir. İnsan öldürmek kolay mıdır bilemem ama Denizin üzerine yakışmayan insanları zevkle öldürebilen, “Bilhassa insanlardan korkan, o kadar cani olmalarına rağmen”. Acı çekmesini bizlerden iyi bilen, 10 yıl boyunca karaya ayak basmadan sevdiğini kalbinde taşıyan… Bilmiyor muydun - Hepsinin kalbinde birer denizkızı yattığını. Ben de şaşırmıştım ilk duyduğumda. Onlarında kalbi varmış…  10 yıl boyunca sevdiğine kavuşamayıp saatlerle sınırlı bir aşka yelken açan insanlar. Hayatları tanıdık gelmeye başladı sanırım değil mi?..
                Bir gün sana “denizim ol” diyebileceğimi hiç düşünmemiştim, sevgilim diyebileceğimi de oysaki… Ayda bir gece seni görüp sana doyamadan geri gitmek bana korsanların hissettiği (duyguları) tam anlamıyla yaşatıyor. Bu sayede onların aşkı bir ömürlük olurmuş, kavuşamadıkları için belki aynı toprağa “denizin altın kumuna” gömülüp mutlu olabileceklerini düşünürlermiş. Biz de öleceğiz bir gün değil mi? Ne yazık, oysa seninle dünyanın bütün denizlerini keşfetmeye vardım. Her şarabın tadına bakmaya, acıları dudaklarından öpüp terk etmeye vardım. Seninle her şeye var olabilecek güce sahiptim. Yo yo, merak etme kimsenin bir yere gittiği yok. Ama ben seni gördükten sonra tekrar yelken açacağım yalnızlığa, geminin kıçından bakıp sana el sallarken rüzgârın kimseye belli etmeden gözümden söküp aldığı gözyaşlarını dökeceğim. Belki deniz taşlarından yaptığın kolyeyi sıkıca tutarken elimi kanatacağım. Bilirim, seversin kanı. Hayat bir yerde…
                Ayrıca bilirim ki sen ” Denize baktığında sadece bir su birikintisi görüyor olabilirsin ama ben içime attığım gözyaşlarımı görüyorum sevgilim. Belki de bu yüzden deniz tutkum bu kadar büyük. Gene de deniz tutar içimi senin gibi. Sen mahrum etme beni nefesinden. Rüzgârı olmayan denizin tadı çıkar mı hiç? ” Geceleri çay kokan yalnızlığımı senin kokun bastırsın diye dua ederdim bilinmeyene, sonra bir baktım yerini alkol şişeleri alıvermiş. İçten içe bu da yaktı canımı, sorma… Dokunuşlarını özlemek, vücudunun her köşesine ince ince iğneler saplamak gibi. Sanki dokunsan her şey geçecek. Bir uyusak her şey çok daha güzel olacak. Yani bir daha… Lafı çok uzatmadan, gerçekten” Denizim olur musun sevgilim? ” Bugünüm, yarınım, sonra ki günüm olur musun?
Sevgilin…
zaman: yokluğunda.