Annemin taş plakları vardı, biriktirirdi. Teker teker ilgilenirdi onlarla, silerdi falan. Eski oymalı bide gramafonu vardı, evde kimse yokken muhakkak açardı Zeki Müren'i beraberce söylerlerdi "Gitme sana muhtacım" diye... Dokundurtmazdı hiç birimize. Benim favorim Asu Maralman'dı onun genelde 45'likleri var, yani ses biraz daha saf diğerlerine nazaran. Birde "Sen kimseyi sevemezsin" var, dinlerken sürekli canım yanar. Bazen bende yalnız olurum evde, direk yanına ufak soframı kurmuşluğumda olur gramafonun hemen yanına. Öyle derinlere götürür ki beni, konuşmak haram olur. Gözyaşı dökmek caiz. Serbestsin o masada, dileğince... Sesinide kısamazsın meretin öylece bağırır umarsızca. Onun üstüne içerken eşliğinde bazen bukowski eşlik ediyor, okutuyor güzelce kendini. Bazen biraz daha yakınlardan can yücel hem güldürüyor hem özletiyor. Semiramis Pekkan'ı koysak mı diyorum gelince hayatımın kadınına, neden olmasın bir bardak da bana doldur ama diyor. Tam nakarat girince "bana yalan söylediler" diye ikimiz aynı ağızdan söylüyoruz, saat kaçmış, gece mi olmuş gündüz mü hiç umursamadan. Sonra böyle geceler azalıyor, sonra hiç olmuyor. O masa hiç kurulmuyor, yerini gazete kağıdına sarılmış soğuk bira, karşında deniz, kıçının altında kayalar. Sıkıcı, aynı tat yok. Daha önce aşık olmamışsın, isyanın sadece yukardakine. Haşa, boynumuz evelallah kıldan ince. İnceden küfürde edersin, sadece küfür etmek için edersin. Çok sevdiğin şarkının nakaratı takılır diline, o bile yardım etmez kendine gelmene. Oysa daha bana sevmeyi öğreticekti, daha ... daha burda olması lazımdı. Bu sefer o umursamadı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder